bloglardan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bloglardan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2014 Perşembe

Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez...

... Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez 
Gönülden gönüle giden yar oy  ... 
Yol gizli gizli  ... 

Gönülden gönüle yar oy  ... 
Yol gizli gizli  ...


Kaç gündür aklımdalar, daha doğrusu "kürkçü dükkânına dönüş" yaptığım günden beri... Nerdeler, nasıllar, sağlıkları&keyifleri iyi mi, iyiyse neden yazmıyorlar artık???

Evet; blog dünyasında tanıdığım, sadece yazılarından bildiğim, bazısının gerçek ismini bile bilmediğim blogger arkadaşlarımdan bahsediyorum. Gerçek isimlerini bilmesem bile, onları merak ediyor ve hatta haber yok diye endişeleniyorum. (Bu arada; bir daha iletişim bilgilerimi bırakmadan ortadan kaybolmamaya da ciddi karar veriyorum!)

Bugün onlardan üçüne, elimde olan mail adreslerinden ulaşmaya çalıştım. Bakarlar mı maillerine, yoksa benim gibi, giderken bütün kepenkleri sıkı sıkı kapattıkları, mail falan okumadıkları için çok mu zor olur diye düşünürken; çok şükür ki birinden yanıt geldi :)

Kim olduğunu şimdi söylemeyeyim, yakında tekrar yazmaya başlayacak; söz verdi :) Zaten O da düşünürmüş ne zamandır; ne güzel bir grup olmuştuk, bir kahve bile içemeden koptuk diye...

Bugün telefonla konuştuktan sonra düşündüm de; gönülden gönüle bir yol var ve bazen hiçbir şey yapmasak da o yoldaki su akıyor, yolunu buluyor...

İşte bu türkü, kalpten kalbe yol olduğunu düşünen ve hisseden herkes için olsun...


 

Neşet Ertaş – Gönül Dağı

Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özümde sel  gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar yar oy yar oy yar oy yar oy

Dil gizli gizli dil gizli gizli
Sinemi yaralar yar oy yar oy yar oy yar oy
Dil gizli gizli dil gizli gizli

Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle giden yar oy yar oy yar oy yar oy

Yol gizli gizli yol gizli gizli
Gönülden gönüle yar oy yar oy yar oy yar oy
Yol gizli gizli yol gizli gizli

Seher vakti garip garip bül bül öterken
Kipriklerin ok yar yar cana batarken
Cümle alem uykusunda yatarken
Kimseler görmeden yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy

Gel gizli gizli gel gizli gizli
Hoyratlar görmeden yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy
Gel gizli gizli gel gizli gizli

23 Aralık 2010 Perşembe

"hep destek"

Bu sene "paylaşma" konusunda gerçekten verimli geçti. Okul Aile Birliği'mizin yürüttüğü kampanyaların haricinde, kişisel olarak da farklı illerdeki farklı okullara (özellikle köy okulları) ulaştım. Ben ne yapabilirim ki diyenlere önereceğim bir adres "kardeş okullar" sitesi. Lütfen ziyaret edin ve öğretmenlerimizin sesine kulak verin.

Çünkü gitmesek de görmesek de o okullar bizim, o çocuklar bizim!

Gönderinin ulaşmasının ardından gelen mailler ve fotoğraflardaki o sıcacık gülen yüzlerin verdiği haz öyle tuhaf ki... Buruk bir mutluluk bu! Paylaşmanın verdiği mutluluğun yanında, elden daha fazlasının gelmemesinden ve yardım elinizi bekleyen daha yüzlerce okul, binlerce öğrenci olmasından kaynaklanan "yetememe" duygusunun verdiği burukluk!

Olsun; kurtarabildiğimiz bir deniz yıldızı da olsa, durmak yok!

Bu yüzden, sevgili Pino 'nun sayfasında gördüğüm yazı ile mutlandım ve buradan da paylaşmak istedim. Kendi çizdiği resmi alıntılayarak, sizi o sayfaya yönlendiriyorum. Lütfen resme bir tık...

13 Mart 2010 Cumartesi

bir nefes...

Aşağıdaki yazı Yansıma ve Yanılsama / brajeshwari' den*...

Çok beğendim. Buradan "Mutluluk Meditasyonu" başlıklı yazısına ve diğer yazılarına da ulaşabilirisiniz:

Buyrun:


"Su olduğunu düşün... Özgürsün... Gökyüzü rengindesin... Serinsin. Gökyüzü üstünde süzülüyor. Bulutlar topak topak... Su gibi dalgalanıyor ve salınıyorsun. Çakıl taşlarının arasından süzülüyorsun, sonra çekiliyorsun. Huzurlusun. Martılar cıvıldaşıyor, duyuyorsun. Sonsuzsun, ufuk çizgisisin, derinsin, berraksın. Mavi olduğunu düşün. Bırak kendini, kendi maviliğine...


Rüzgar olduğunu düşün... Eserken selam verdiğini... Ağaçlara, yapraklara, çimenlere... Bir yerden geri döndüğünde, havalandırdığını düşün toprağı, yaprakları ve yaşamı.... Bir çocuğun yüzünden makas aldığını düşün. Bisikletin arkasından güç ver bir diğerine... Kuşlarla beraber yol al... Ilıksın, hafifsin.. İstediğin her yere varırsın. Es şimdi özgürce...


Toprak olduğunu düşün... Sereserpe... Ağaçların sana kökleriyle nasıl sarıldığını gör... Dinginsin. Bereketlisin. Büyütürsün, Sevgiyle çoğaltırsın. Toprak olduğunu düşün. Bacaklarınla, kollarınla, tüm gövden ile... Sereserpe... Uzan gönlünün büyüklüğünce...


Yağmur olduğunu düşün... Her damlada temizlediğini... Her damlada, rahatladığını, azaldığını ve gitmesi gerekenleri bıraktığını... Camlardan süzüldüğünü düşün... Yollardan aktığını... Yapraklara damladığını... Huzursun. Yağarken, bırak... Bırak ki, içindeki gökkuşağının temizlensin renkleri...

Güneş olduğunu düşün... Baktığın her yere ışık dağıttığını, aydınlattığını... Sıcacıksın. Sana döner çiçekler... Isıtırsın, güçlendirirsin, yaşatırsın. Sıcacık sarıldığını düşün herkese ve herkesle beraber kendini de kucakla...

Sevgi olduğunu düşün... Şifa gibi... Kime dokunsan, kime baksan, kime birşey söylesen herkesi şifalandırdığını... Tebessüm eden çocukların yüzünde, kahkahaların arasındasın, ellerinin içinde, dokunduğun her yerdesin. Sözcüklerin içine serpiştirilirsin. Öpücüklerle çoğaltılırsın. Göz göz gelişlerde sessiz anlaşmasın. Özlemin içindesin. Adımların arasındasın. Hayatın her yerinde, insanların gönüllerindesin. Nefes alıp, verirsin. Sen Sevgisin.

.
Toprak büyütür, çoğaltır.
Bazen rüzgar esebilir ve yağmur yağar azalırsın belki biraz...
Ama mutlaka Güneş açar.
En önemlisi Sevgi her zaman şifalandırır..


Sen, Sevgi ol.
Toprağı yeşert, Güneşi doğur, Rüzgar ol es gönlünce,
Yağmur ol damla damla ve gökkuşağının tüm renklerine bürün sonra...
.

Nefes al, ... nefes ver. ,,,




Namaste ♥


___________

(*Namaste is an ancient Sanskrit understanding that says, "I respect the place in you that is of Love, of Truth and of Light. When you are in that place in you, and I am in that place in me then we are one." ) "




* teşekkürler

6 Ocak 2010 Çarşamba

anket

Pino dünkü yazısında bir anketten bahsediyordu:

Serious Blogger, doktora çalışmasını "blog" konusu üzerine yapıyormuş ve bu konu ile ilgili bir anket hazırlamış. Siz de destek vermek isterseniz, sayfayı ziyaret edin derim.

6 Kasım 2009 Cuma

yemiyorsak sebebi var...

Fikir Sahibi Damaklar'dan bir bülten daha...

Diyorlar ki:

"Yemiyorsak sebebi var: SOYA"

"Biz GDO'lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz....ve diyoruz ki: bize katılın, GDO orucu tutun.Yönetmelik ne derse desin, üzerinde GDO'suz yazanı arayın ya da organik ürünü tercih edin.Düşünün ki raflardaki onca gıdaymış gibi yapan ürün siz satın almazsanız karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek.Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne güvenin.Onu gerçek gıdaya yatırın."

...

Buradan ulaşabilirsiniz...

Lütfen okuyalım, okutalım...

4 Kasım 2009 Çarşamba

kampanya ve duyuru


Pino'nun sayfasında okuyup da yönlendiğim bir kampanyayı ben de buradan duyurmak istedim:

"Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. "


Rahat uyu Ata'm... Cumhuriyeti'nin yılmaz bekçileriyiz.

***
**
*

II. duyurum da şu GDO ile ilgili:

Fikir Sahibi Damaklar grubunun göndermiş olduğu bülten burada...

Lütfen okuyun okutturun...

Tepkisiz kalmayın... Neler yapabiliriz?

Mesela aşağıdaki örnek gibi bir form hazırlayıp, etrafımızdaki insanlara imzalatabiliriz:

"
Sağlıklı gıda yemek istiyoruz
Gıda ,tohum haktır
Genetiği Değiştirilmiş ürünleri bu ülke topraklarında ve gıda olarak sofralarımızda istemediğimizi beyan ediyor, GDO’lu ürünlerin ülkemize serbest giriş ve serbest dolaşımlarının, çıkarılacak Biyogüvenlik Yasası ile kontrol edilmesini, bunların ekilip dikilmesini yada gıda olarak tüketilmesini istemeyen halkın iradesine saygı gösterilmesini istiyoruz.
ADI SOYADI ŞEHİR MESLEK İMZA
"




GDO'ya hayır grubundan gelen bir mail'i paylaşıyorum:

"From: gdoyahayir@yahoogroups.com [mailto:gdoyahayir@yahoogroups.com]
Subject: [gdoyahayir] TARIM BAKANLIĞINA GDO FAKSLARI


arkadaşlar,

ziraat müh od ist şb tarım bakanlığına mısır balonu kampanyasında toplanan imzaları fakslıyor.

tarımsal araştırmalar genel müd
faks: 0 312 3153448 - 3432118

tarımsal üretim ve geliştirme genel müd
faks: 0 312 2870041

koruma ve kontrol genel müd
(faksı araştırılıyor)

bu genel müdürlükler yönetmelikte adı geçenler.

faksı olan ve elinde imzalar olan arkadaşlar da bu eyleme başlayabilirler.

ahmet"



Biz de okulumuzda çocuklarımızla konuşuyoruz; artık yiyecek konusunda çok daha dikkatli ve seçici olmalarını öğütlüyoruz. "Fikir Sahibi Damaklar"ın bültenini büyütüp öğretmenlerimizle paylaştık. Yapacağımız "Sağlıklı Beslenme" konulu bir seminerde de velilerimizle paylaşımlarımızı sürdüreceğiz.

Hedef GDO'nun geri çekilmesi... Olmadı, etiketlerde bilgilendirme hakkımızın bize verilmesi... Ama asıl önemli olan artık seçici olmak ve "şüpheli" hiçbir gıdanın yanına yaklaşmamak...

Bugün okuldan dönerken çocuklarımla konuştum. Maalesef bayılıyorlar mısır gevreğine, patlamış mısıra... Cips, bisküvi, vs. de ara sıra da olsa evimize giriyor... Neden vazgeçmeleri gerektiğini, neden dikkatli olmamız gerektiğini, şimdi bir şey olmuyor gibi görünse de, gelecekte onları nelerin beklediğini anlattım... Dinlediler, "peki annecim, artık almayız" dedi ufaklık... "Ama patlamış mısır da mı yemeyeceğiz?"

Siz tepedekiler; çocuklarımıza, geleceğimize neler yaptığınızın farkında mısınız?